
Respiratuar Distres Sendromu (RDS) prematüre yenidoğanların en sık görülen ve en önemli hastalığıdır. Prematüre bebeklerdeki mortalite ve morbiditenin en önemli nedenini RDS ve buna bağlı olarak gelişen komplikasyonlar oluşturmaktadır.
RDS ile ilgili mortalite ve morbiditeden bahsederken, hastalığın doğru tanımının yapılması gerekir. Kesin tanı, surfaktan eksikliğinin biokimyasal veya patolojik olarak gösterilmesi ile konursa da, çoğu kez klinik ve radyolojik olarak tanı konmaktadır.
RDS klasik olarak, prematüre bebeklerde ilk 6 saat içinde başlayan taşipne, dispne, interkostal çekilmeler, inleme, burun kanadı solunumu, siyanoz ve oksijen ihtiyacının artmasıyla karakterize bir hastalıktır. Bu bulgulara tipik radyolojik görünüm eşlik eder.
Bebeklerin gestasyon yaşı azaldıkça RDS sıklığı da artmaktadır. Örneğin Hach ve arkadaşları 501-750 gr arası bebeklerdeki RDS sıklığını %86, 751-1000 gr arasındaki sıklığı %79, 1001-1250 gr arasındaki sıklığı %48 ve 1251-1500 gr arasındaki sıklığı %27 olarak vermektedir.
RDS’li bebeklerdeki bulgular doğumdan hemen sonra veya ilk 4 saat içinde başlayan taşipne, burun kanadı solunumu, interkostal çekilmeler, siyanoz ve ekspirasyon sırasında inleme olarak özetlenebilir. Tedavi edilmediği takdirde bu bulgular 24 saatten daha uzun bir süre devam eder. Hastalar genel olarak sıkıntılı ve adeta yardım ister görünümdedir. Periferik siyanoz sıklıkla gözlenir. Oksijen verilmesiyle cilt rengi pembeye dönse de, solukluğun olması hastanın kötüleştiğine işaret eder.
İlgili ürün(ler)e ulaşmak için tıklayınız.